Kullanıcı Adı:  
Şifre:     

Cevapla 
mekteb i tıbbiye i şahane
Yazar Mesaj
muhakeme Çevrimdışı
Admin
*

Mesajlar: 302
Üyelik Tarihi: Apr 2010
Rep Puanı: 0
Mesaj: #1
mekteb i tıbbiye i şahane
mekteb i tıbbiye i şahane

bugün marmara üniversitesi tıp fakültesini barındıran haydarpaşa binasında 1903 yılında kurulan o zamanın en büyük tıp enstitüsü.. açılışını sultan 2. abdulhamit yapmıştır.. ne yazıkki öğrencileri ve profesörleri 1. dünya savaşı sırasında orduya yazılmış, çanakkale harbinin ardından hiç birinden haber alınamamıştır..

(cellman, 28.09.2004 00:50)

@222829 [k]

ilk olarak batılı anlamda eğitim veren, eğitim dilinin fransızca olduğu, gerçekten kaliteli hekimler yetiştirmiş tıp okulu.

(myrmidon, 28.09.2004 00:54)

şu sıralar marmara üniversitesi haydarpaşa kampüsü olarak yaşamının sürdüren ihtişamlı bir bina
(usiyin, 10.11.2004 11:07)

söz edilen oluşum bina değil okuldur. yani özetle "çok şahane bina" değil, "çok şahane okul"dur. bu şahanelikten kasıt "askeri tıbbiye" olup, kendisi de uzuuun zamandır ankara'dadır.
05-15-2010 08:55 AM
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
muhakeme Çevrimdışı
Admin
*

Mesajlar: 302
Üyelik Tarihi: Apr 2010
Rep Puanı: 0
Mesaj: #2
RE: mekteb i tıbbiye i şahane
Genel Bilgiler






Ana Sayfa

Osmanlı İmparatorluğu’nda medrese tipi öğretimden modern tıp eğitimine geçişin 14 Mart 1827 tarihinde Tıphane ve Cerrahhane-i Amire isimli okulun açılmasıyla başladığı kabul edilir; 14 Mart tarihi bu nedenle ülkemizde tıp bayramı olarak kutlanmaktadır.

Ülkemizin bu ilk modern tıp okulu, daha sonra Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şahane ismini almış ve İstanbul’un çeşitli yerlerinde hizmet vermiştir. Bugün Marmara Üniversitesi Haydarpaşa Kampüsü olarak hizmet veren ve görkemli mimarisi ile dikkat çeken yapı da, Sultan II Abdülhamit döneminde 1894 yılında inşasına başlanmış ve Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane ismi altında tıp fakültesi olarak inşa edilmiştir. Bina 1903 yılında eğitime açılarak eğitime başlanmıştır. Bu okul sayesinde, o zamana değin adeta göçebe bir şekilde hizmet veren ve bir semtten diğerine taşınan tıp okulları, böylece tek bina kompleksinde hizmet veren modern bir kampüs yapısı içerisinde toplanmıştır. Bina Türkiye’deki modern tıp eğitiminin tarihi içerisinde önemli yer tutmuş, Ulusal Kurtuluş Savaşımız ve yakın dönem tıp tarihimizin önemli olaylarına tanıklık etmiştir.

Sultan II. Mahmud (1808-1839) döneminde Şehzadebaşı’ndaki Tulumbacıbaşı Konağında açılan Tıphane ve Cerrahhane-i Amire isimli ilk modern tıp okulu, askeri bir okul olup yeni kurulan Asakir-i Mansure-i Mahmudiye adlı orduya hekim yetiştirilmesi amacı ile kurulmuştur. Okul daha sonra İstanbul’un farklı semtlerine taşınır; 1839 yılında Galatasaray’daki eski Enderun Ağaları Mektebi’nin (bugünkü Galatasaray Lisesi’nin olduğu yer) bulunduğu yere taşındığı zaman ise Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şahane ismini alır. Okulun eğitim dili ise Fransızca’dır. Ancak okulun binası 1849’daki Galatasaray’daki yangın sonucu yine taşınmak zorunda kalır. Önce Halıcıoğlu’ndaki Topçu Kışlasına, ardından Hasköy’deki Gergeroğlu Konağına yerleşen okul, 1866 yılında Sirkeci’deki Demirkapı Kışlası’na geçer. Bu sırada, 1867 yılında Mekteb-i Tıbbiye içerisinde Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye yani sivil tıbbiye kurulur; eğitim dili ise Türkçe’dir. Hem sivil hem de askeri tıbbiye okulları, 1874 yılında onarılmış olan Galatasaray’daki binaya dönerler. Her iki okul 1876 yılında tekrar Demirkapı Kışlası’na taşınır. Sivil tıp okulu daha sonra Kadırga’ya yerleşir.

Türkiye’deki modern tıp eğitimi verilen ilk okulların serüvenine bakıldığında, yerleşimin önemli bir sorun oluşturduğu görülmektedir. Birbirinden ayrı ve yetersiz şartlarda çalışan ayrı iki okul için yeni bir yerleşime ihtiyaç olduğu açıktır. Devrin padişahı II Abdülhamit, Serasker Rıza Paşa’nın da önerisiyle, gürültüden uzak ve denizaşırı bir yerde yeni bir bina yapılmasını ister. Bu istekte, o sırada Türkiye’de istihdam edilen Fransız birliklerine mensup Dr. Marjeri’nin Mektebi Tıbbiye’nin ıslahı hakkında hazırladığı rapor da etkili olmuştur. Bu rapor, okul yöneticilerinin ve maarif nazırının da yer aldığı bir komisyonda tartışmaya açılmıştır. Askeri Mektepler Nazırı Zeki Paşa, askeri tıbbiyedeki siyasi hareketlerinin kontrolünün güçleşeceğini öne sürerek, okulun Anadolu yakasına taşınmasına itiraz eder. Ancak komisyon, iyi hekim yetişmesi için modern bir tıp okulunun gerektiğini ve mevcut tıbbiye okulunun yerleşiminin okul olarak kullanılmaya uygun olmadığını vurgulayarak, askeri tıbbiyenin Haydarpaşa’ya nakledilmesini karara bağlar.


Böylece Haydarpaşa’da inşa edilen ve günümüzde Marmara Üniversitesi Haydarpaşa Kampüsü olarak kullanılan binanın yapım süreci başlamış olur. Türkiye’deki modern cerrahinin kurucusu sayılan ve İstanbul’un belediye başkanı olarak da görev yapmış olan Cemil Topuzlu Paşa (1866-1958) anılarında bu süreci özetlerken, padişaha Gülhane Kışlası’ndaki gürültüden hastaların şikayetçi olduğunu belirttiğini yazmaktadır; padişah da sonunda durumu Serasker Rıza Paşa’ya bildireceğini ve şehir dışında yeni bir tıp okulunun inşa edileceğini söyler. Cemil Topuzlu Paşa, inşaat bedelinin 450 000 altın tuttuğunu da belirtmektedir.

Yeni tıp okulunun inşaatı 11 Şubat 1895 tarihinde başlamıştır. Binanın mimari tasarımı dönemin önde gelen mimarlarında Alexandre Vallaury ve Raimondo D’Aronco’ya aittir. Bina daha önceden yapılmış olan Haydarpaşa Askeri Hastanesi ile Selimiye Kışlası arasında ve yaklaşık 80.000 metrekarelik bir arsa üzerine inşa edilmiştir, ortasında 140 x 80m boyutunda dikdörtgen bir avlu yer almaktadır. Bu orta avlu dört kenarı boyunca koridorlarla çevrilidir. Avlunun güney, batı ve kuzey kenarlarında sınıflar ve diğer birimler yapının dış yüzeyinde olacak şekilde sıralanmaktadır. Doğu kenarındaki koridora ise, binanın bugünkü Tıbbiye Caddesi’ne bakan cephesinden görülen 5 farklı kitle eklenmekte ve böylece okulun mimari tasarımı da kışla tipi yapılardan ayrılmaktadır.

İnşaat alanı yaklaşık 24,000 m2 olan okulun duvarlarında Hereke ve Bilecek ocaklarında özel olarak getirilmiş renkli granitler kullanılmış, harçlar için Marsilya’dan su kireci getirilmiştir. Metal kısımlar ise Belçika’dan alınmış, metal çerçeveli pencereler ise, Viyana’da hazırlatılıp getirilmiştir. Okulun ortasındaki avlu öğrenciler için bahçe olarak tasarlanmış ve gerekli bitki ve nadir ağaçlar Fransa’dan temin edilmiştir. Bugün Marmara Üniversitesi Kampüslerinden biri olarak kullanılan bina, büyüklüğüne rağmen hızla inşa edilmiş ve 1900 yılında tamamlanmıştır. Ayrıca, 1901 yılında tıbbiye binasının karşısına yaklaşık 75 metre mesafede bulunan klinik pavyonlarının inşaatına başlanmıştır. Mekteb-i Tıbbiye’nin yeni binası, II. Abdülhamit’in doğum günü olan 15 Şaban 1321 / 6 Kasım 1903 Cuma günü açılış ve eğitime başlama töreni yapılmıştır.

1909 yılında, askeri ve sivil tıbbiyeler Haydarpaşa’daki tıbbiye binasında birleştirilerek Haydarpaşa Tıp Fakültesi adını alır. Fakülte reisi, yani dekan olarak ise Cemil Paşa (Topuzlu) seçilmiştir.

Tıp fakültesi Birinci Dünya Savaşı sırasında sıkıntılı dönemler geçirmiştir. 1913 yılında verdiği 118 mezunun ardından eğitime ara verilmiş ve bina 1914 yılında Yedek Askeri Hastane olarak hizmet vermiş, 1916 yılında ise öğretime yeniden başlanmıştır. 1919’da okul İngiliz İşgal kuvvetlerinin denetimine girmiş, eğitim sırasında büyük zorluklar ve baskılar ile karşılaşılmıştır. Ancak tüm bunlara karşın, Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane ve sonraki ismiyle Haydarpaşa Tıp Fakültesi’nden 1912-1922 yılları arasında yetişen hekimler, askeri hekimlik ve bulaşıcı hastalıklarla mücadele sahalarında başarıyla hizmet vermişlerdir.

1933 yılındaki Üniversite Reformu’nda tıp fakültesi Avrupa yakasına taşınmış, Mekteb-i Tıbbiye binası ise Milli Eğitim Bakanlığına bırakılarak Haydarpaşa Lisesi’nin kullanımına geçmiştir. Okulun klinik pavyonları ise günümüzde halen Haydarpaşa Numune Hastanesi olarak hizmet vermektedir. 1933-1983 yılları arasındaki 50 yıllık süre boyunca Haydarpaşa Lisesi olarak kullanılan Tıbbiye binası ise, 1983 yılında Marmara Üniversitesi’ne verilerek yeniden bir üniversite bünyesine geçmiştir. Böylece, bir yüzyılı aşkın tarihin tanığı olan bina, Mekteb-i Tıbbiye ve Haydarpaşa Tıp Fakültesi isimleri altında Türk tıbbına hizmet verdikten sonra tekrar aynı işlevine kavuşmuş bulunmaktadır. Bu görkemli yapı tarihsel kimliği ve mirası ile, bugün de Tıp Fakültesi de dahil olmak üzere halen Marmara Üniversitesi’nin Haydarpaşa kampüsündeki eğitim kurumlarına ev sahipliği yapmayı sürdürmektedir.
(Bu Mesaj 04-24-2011 06:10 PM değiştirilmiştir. Değiştiren : muhakeme.)
05-15-2010 08:57 AM
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
muhakeme Çevrimdışı
Admin
*

Mesajlar: 302
Üyelik Tarihi: Apr 2010
Rep Puanı: 0
Mesaj: #3
RE: mekteb i tıbbiye i şahane
Tarihçe Tarihçe - Sayfa 2
JPAGE_CURRENT_OF_TOTAL


Galatasaray’daki Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’nin ikinci mezunları
için yapılan diploma töreninden sonra Sultan Abdülmecid Tıbbiye’den ayrılırken (1844)


Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane, 1843 yılında ilk mezunlarını vermiştir. 1848 yılında okulda, ayda bir kez ve taş basması usulü ile bilimsel bir mecmuanın (Vakayii İlmiye) yayınına başlanmıştır. Bu mecmuada Türkiye’deki önemli tıp olaylarından bahsedilir ve Avrupa’da yayınlanan tıp dergilerinden yapılmış çevirilere yer verilirdi.
1848 yılında okuldan mezun olan öğrencilerin artık Avrupa okullarında sınav verecek kadar iyi yetiştiklerine kanaat getirilince Türk, Ermeni, Rum ve Katolik olmak üzere 4 mezun Viyana’ya gönderilerek orada sınav vermişler ve yeterlilikleri belgelenmiştir. Bunun üzerine Avrupa Fakültelerine eşit kabul edilen İstanbul’daki tıp okuluna “Fakülte” ünvanı verilmiştir. İstanbul Tıp Fakültesi, kendisini Avrupa fakültelerine eşit kabul edince, yabancı memleketlerde tıp eğitimi almış olarak Türkiye’ye gelen ve Türkiye’de hekimlik yapmak isteyenleri imtihan etmek üzere 1849’da “Kolokyum” imtihanı yapmayı kararlaştırmıştır. 1848 yılında çıkan yangında binaları yok olan okul, 1909’da Haydarpaşa’da yapılacak yeni binasına geçinceye kadar birkaç defa yer değiştirmek zorunda kalmıştır. Önce on sekiz yıl boyunca Halıcıoğlu’nda bir zamanlar Mühendishane-i Berri-i Hümayun olan eski Humbarahane’de kalındı.


Tıbbiye Halıcıoğlu’nda (1849)


1865 Kolera Salgını’nda bu bina hastane olarak kullanılmaya başlanınca Hasköy’deki Gergeroğlu Konağı’na taşınıldı. Salgın bittikten sonra okul, Halıcıoğlu’ndaki binaya dönmez, 1866’da Sirkeci Demirkapı’daki kışlaya nakledilir.




1874 yılında yeniden tamir edilen Galatasaray’daki binaya taşınılır, fakat iki yıl sonra burada Galatasaray Sultanisi açılınca 1876 yılında Tıbbiyeliler yeniden Demirkapı Kışlası’na dönerler. Tıbbiye, yeniden taşındığı bu binada 27 yıl kalmış, bu süreçte kitap miktarını çoğaltmış, genç kadrolar Avrupa’ya gönderilmiş ve Hoca sayısı artmıştır. Sivil ve Askeri Tıp Okulları, yenilikçi düşünceler ve milliyetçilik için bir yuva olmuş, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin nüvesi Demirkapı Tıbbiyesi’nde kurulmuştur.
Mekteb-i Tıbbiye-i Askeriye-i Şâhâne’de eğitimin Fransızca oluşu nedeniyle Hoca ve öğrencilerin çoğu gayrımüslimlerdendi. Gayrımüslim gençlerin gerek din, gerekse muhit itibariyle Fransızca öğrenmeleri daha kolay olduğu için, özellikle eğitim ilerledikçe Türk öğrenciler dersleri izlemekte güçlük çekiyor, eğitimin bir ölçüde daha hafif olduğu cerrah ve eczacı sınıflarına ayrılmak zorunda kalıyorlardı. 1857’de, eğitimin Türkçe yapılması için öğrenciler tarafından bazı Hocaların da destek olduğu bir mücadele başlatıldı. Bu mücadele sonucunda 1867 yılında Askeri Tıbbiye’nin bir odasında Türkçe tıp eğitimi veren Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye (Sivil Tıp Okulu) açıldı. Bunu yine o sene açılan Sivil Eczacılık Sınıfı takip etti. Mezun olanlar, belediye tabipliklerine tayin edileceklerdi. Eğitim dilinin Türkçeleşmesi ülkenin sağlık alanı ile ilgili önemli bir karardı. Çünkü 1827 yılından, derslerin Türkçe olarak verilmeye başlandığı tarihe kadar, gayrımüslimlerin de okula kabul edilmelerine rağmen, yetişen hekim sayısı 300’ü ancak aşmıştı. Yani mezun sayısı değil memleketin, ordunun bile ihtiyacını karşılamaktan uzaktı. 1870 yılında Askeri Tıp Okulu da eğitim dilini Türkçe olarak kabul etti. Eğitim dilinin Türkçe olmasıyla birlikte okuldan mezun olan hekim sayısı hızla artmaya başladı.
1867 ve 1870 yıllarında Avrupa’daki bilim anlayışını yerleştirmek amacıyla iki kez Darülfünun kurulması tecrübesi yaşandı. Bu girişimler ömürlü olmadılar. Kapanmadan, kesintisiz faaliyetine devam edecek olan Darülfünun, 1 Eylül 1900 günü açılan Darülfünun-ı Şâhâne olacak, bu kurum 20 Nisan 1912 tarihli bir nizamname ile İstanbul Darülfünunu adını alacaktı.
Sivil Tıbbiye 1874’de Ahırkapı’daki bir binaya, 1894 yılında da Kadırga Meydanı’ndaki Nazır Menemenli Mustafa Paşa konağına taşındı. Konağın bahçesine klinikler için pavyonlar yaptırıldı. Mülki Tıbbiye, önceleri Askeri Tıbbiye Nezareti’ne bağlı iken, idari bakımdan zaman zaman Maarif, Dahiliye ve Maliye Nezaretlerine bağlanmış ise de, eğitimin idaresi bakımından daima Tıbbiye-i Şâhane’ye bağlı kalmıştır. İlk Müdürü Askeri Tıbbiye Emraz-ı Dahiliye Muallimi Binbaşı Kırımlı Aziz Bey’dir.


Sivil Tıbbiye’nin (Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye) yerleştiği Kadırga’daki Menemenli Mustafa Paşa Konağı


Tıbbiye, bünyesinde yeni ve önemli birimler oluşturmaya devam eder. 1887’de Darülkelp Tedavihanesi (Kuduz müessesesi), 1888’de Telkihhane (Çiçek Aşısı Enstitüsü) kurulur. 1893’de görülen kolera salgını üzerine, ders programına bakteriyoloji dersi eklenir ve Tıbbiye bünyesinde kurulan Bakteriyolojihane’nin başına bizzat Louis Pasteur’un tavsiyesi ile talebelerinden Dr. Maurice Nicole getirilir. Bilindiği üzere Sultan Abdülmecid, Tıbbiye-i Şahane dahiliye muallimi Zoeros Paşa başkanlığında bir heyet görevlendirterek, kuduz aşısının keşfi ardından kurulacak Pasteur Enstitüsü’ne bağışladığı 1000 altını ve Mecidi Nişanı’nı Pasteur’e göndermişti. Bu heyet kuduz aşısı hazırlanmasını ve uygulanmasını öğrenerek, döndüklerinde Darülkelp’i kurmuşlardı. 1898’de Sarayburnu Gülhane Rüştiyesi’ne ait binada Türk Tıbbının gelişmesine büyük katkı sağlayacak olan Gülhane Askeri Tatbikat Mektebi kurulur.
1896 Temmuzundan sonra Mülki Tıbbiye de Askeri Tıbbiye gibi, eğitim işlerinin idaresi bakımından Mekâtib-i Askeriye Nezareti’ne, yani istibdat idaresine verilmişti.
05-15-2010 09:00 AM
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
muhakeme Çevrimdışı
Admin
*

Mesajlar: 302
Üyelik Tarihi: Apr 2010
Rep Puanı: 0
Mesaj: #4
RE: mekteb i tıbbiye i şahane
İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ CERRAHPAŞA TIP FAKÜLTESİ TARİHÇESİ





İstanbul Üniversitesi içinde bulunan tek “Tıp Fakültesi” 1967 yılında İstanbul ve Cerrahpaşa Tıp Fakülteleri olarak ikiye ayrılırken 140 yıllık köklü bir tarihin mirasına da ortak oldular.



II. Mahmut dönemi eseri olan ve 14 Mart 1827’de kurulan Tıphane Osmanlı Devleti’nin batılı anlamda açtığı ilk kuruluşlardandır. 15 Haziran 1826’da yeniçeri Ocağı ortadan kaldırılmış Batı usulü tümen, tabur ve bölüklere ayrılan, tüfenk ve kılıncı olan, ceket pantolon ve potin giyen yeni bir ordu kurulmuştur. Askerlik alanındaki yeni düzeni sağlam temellere dayandırmak için Yüksek Harp Okulu kurulurken, ordunun sağlık gereksinimi için de çağa uygun tıp eğitimi gerekiyordu.



Mustafa Behçet Efendi üçüncü defa görevlendirildiği Hekimbaşılığı sırasında Padişaha verdiği bir takrirle askerlerin savaşta ve barışta modern hekimlik kurallarına göre bakılması için yeni bir tıp okulu kurulmasının gereğini belirtiyordu. Bu mektep 14 Mart 1827 tarihinde Vezneciler’de Tulumbacıbaşı Konağında Tıphane adıyla kuruldu. Tıphane’de okutulan dersler: 1. sınıf: Arapça, Din, Fransızca, Fizik, Kimya, 2. sınıf: Din, Arapça, Teşrih, Nebatat, Hayvanat, 3. sınıf: Hıfz-ı sıhhat, Tıp Müfredatı, Fizyoloji, Askeri Cerrahi, 4. sınıf: Dahili hastalıklar, Harici Hastalıklar, Doğum. Beş yıl sonra Topkapı Sarayı’nın sahil kısmında bulunan üç koğuşlu Hastalar Odasında ayrıca Cerrahhane kuruldu.

Tıphane ve Cerrahhane 1836 yılında Topkapı Sarayı yakınındaki Kırmızı Kışla olarak da adlandırılan Otlukçu Kışlasına taşındılar. Fakat bu bina tıp eğitimi için küçük ve yetersiz olduğundan Galatasarayın’daki Enderun Ağalarına ait binaya taşınılmasına karar verildi. Bina onarıldıktan sonra 1838 tarihinde Tıphane ve Cerrahhane, Galatasarayı tıbbiyesi olarak isimlendirdiğimiz binaya taşındı ve bir süre sonra eğitimleri birleştirildi. 1839’da II. Mahmut’un da bulunduğu bir törenle açılan ve adı “Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şâhâne” olarak değişen okulda Avusturya’dan gelen Dr. Charles Ambroise Bernard’ın (1808-1844) eğitimde önemli rolü oldu. Kadavra üzerinde anatomi öğretimi başladı. Bitki koleksiyonu, tabiat müzesi, jeolojik oluşumlar koleksiyonu, tıp kütüphanesi, hidrolik basınç aletleri, deneyler için tüm araçlara sahip fizik laboratuvarı, botanik gravür ve resimleri ve kimya laboratuvarına sahip Galatasarayı Tıbbiyesi 1849’da yandı. Mektep önce Hasköy’de bulunan Humbarahane Kışlasına, daha sonra 1865’te kolera salgını sebebi ile hastane haline getirilen Humbarahane Kışlasından yine Hasköy’de bulunan Gergeroğlu Konağına nakledildi. Salgın sebebi ile öğretime bir süre ara verildi.



Tıp mektebi 1866’da Sirkeci’de bulunan Demirkapı Kışlasına taşındı 1874 yılına kadar burada eğitimine devam etti. 1874 yılında 1849’da yanan Galatasarayı binasının yerine yapılan yeni binaya taşındı. İdadi kısmı (lise) Galasarayında kalan Tıp Mektebi 1876 yılında tekrar Demirkapı’ya taşındı ve “Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane” adı verildi. İdadi kısmı da Kuleli’ye taşınınca binaya Galatasay Sultanisi (bugünkü Galatasaray Lisesi) yerleşti. Tıp Mektebi 1903 yılına kadar Demirkapı Kışlasında öğretim yaptı.



Tıp Mektebi 1892 yılında yapımına başlanan Haydarpaşa’daki binaya (Şu anda Marmara Üniversitesi’nin kullandığı bina) 1903 yılında taşındı. Tıphane ve Cerrahhanenin dört yıl olarak başlayan tıp eğitimi giderek gelişti, zaman içinde birçok mezunu çeşitli Avrupa şehirlerine ihtisas için gönderildi.

Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane, kurulduğundan beri askeri bir okuldu, 1867 yılında bu Askeri Tıbbiye binası içinde Sivil (Mülki) Tıbbiye kuruldu ve önce Ahırkapı’da daha sonra Kadırga’da çeşitli binalarda öğretime başlandı. Mülki Tıbbiye de daha sonra Haydarpaşa’ya taşındı. 1909 yılında Askeri ve Sivil Tıbbiyeler Haydarpaşa’da birleştirilerek İstanbul Darülfününü Tıp Fakültesi adı verildi. O yıllarda görev yapan öğretim kadrosunda Dr. Esat Şerafettin (Köprülü) (Tıp Botaniği), Dr. Mazhar Paşa (Anatomi), Dr. Tevfik Recep (Örensoy) (Histoloji Embriyoloji), Dr. Kemal Cenap (Berksoy) (Fizyoloji), Dr. Abdi Kurtaran (Cerrahi), Akil Muhtar (Özden) (Tedavi Fenni), Dr. Bahaettin Şakir (Tıp Kanunu), Dr. Hamdi Suat (Aknar) (Patolojik Anatomi) gibi önemli hocalar bulunuyordu.

Tıbbiyemizin tarihi sadece eğitim tarihi değildir. Savaşlar da Tıbbiyenin tarihi için önem taşır. 20. yüzyılın başında Trablusgarb ve Balkan Savaşları sırasında Tıp Fakültesi hoca ve hekimlerinin gayretle çalışmışlardır. Birinci Dünya Savaşı sırasında ise Haydarpaşa Fakülte binası Yedek Askeri Hastane haline getirildi. Öğretim üyeleri, yardımcıları, yeni mezunlar hatta tıp talebeleri cephelere gittiler. Bu zor günlerde öğretimin aksamaması için gayret gösterildi ve fakülte kapatılmadı. Savaş sonunda İstanbul’a giren İşgal Orduları Tıp Fakültesini kapatmak istediler. 1919 Şubat ayında Fakülte Merkez binasına giren İngilizler burasını yarı yarıya işgal etmişlerdi. Binanın tamamını işgalden korumak için dönemin Fakülte Reisi Akil Muhtar Özden denge siyasetine baş vurarak 1920 yılında dört Fransız doktorunu öğretim kadrosuna atadı. 14 Mart’ın Tıp Bayramı olarak kutlanmasına da İstanbul’un işgali sırasında başlandı. Tıbbiyeliler bir 14 Mart’ta İşgalci güçlerin haksız tutum ve baskılarına karşı gösteriler yaptılar. Aynı yıllarda Fakülte hocalarından Süleyman Numan Paşa (İç hastalıkları) ve Esat Işık Paşa (Göz hastalıkları) İngilizler tarafından Malta’ya sürgün edildiler. Tıbbiye savaş sırasında büyük yaralar aldı. Fakat on yıl süren savaş sırasında bu fedakar hekimler cephedeki görevleri ile birlikte zor koşullar altında bulaşıcı hastalıklarla da başarı ile savaştılar. Zaferden sonra Türk tıbbi gelişimine hızla devam etti.



1924 ders yılından itibaren FKB (o dönemdeki ismiyle PCN) sınıfı açıldı. Dr. İhsan Hilmi Alantar (Çocuk), Dr. Behçet Sabit (Erduran) (Üroloji), Muzaffer Esat (Güçhan) (İç hastalıkları), Kazım İsmail (Gürkan) (Cerrahi), Şinasi Hakkı (Erel) (Cerrahi) gibi genç isimler Tıbbiye’nin eğitim kadrosuna girerek, savaş yıllarının boşluğunu kısa sürede giderdiler.Haydarpaşa’da öğretim devam ederken, hocalar tekrar İstanbul yakasına dönmek istediler. Bunun için ilk girişim 1925 yılında yapıldı. Fakat 1933 Üniversite Reformuna kadar eğitim Haydarpaşa’da devam etti.



1933 yılında İstanbul Darülfününu lağvedili ve yerine İstanbul Üniversitesi kuruldu. Bu kuruluşu gerçekleştiren karar gereğince İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Haydarpaşa’dan ayrıldı ve İstanbul yakasına taşındı. Fakülte idare merkezi ve temel bilimler Beyazıt’ta bulunan eski Harbiye Nezareti Binasına (üzerinde Arap harfleri ile Daire-i Umur-ı Askeriye yazan ihtişamlı kapıdan girilerek ulaşılan ve günümüzde İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü olarak kullanılan büyük tarihi bina), klinikler Şişli Çocuk, Haseki, Cerrahpaşa, Gureba ve Bakırköy’de bulunan hastanelere taşındılar. Nazi idaresi sebebi ile Almanya’dan ayrılmak zorunda kalan Musevi bilim adamlarından bazıları 1933 Üniversite Reformundan sonra Türkiye’ye geldiler. Çeşitli fakültelerde görev alan bu bilim adamlarından bazıları Tıp Fakültesinde Türk öğretim üyeleri ile birlikte öğretim kadrosunda görev aldılar. Bunlardan Hans Winterstein (Fizyoloji), Werner Lipschitz (Biyokimya), Hugo Braun (Mikrobiyoloji), Rudolphe Nissen (Cerrahi), Wilhelm Liepmann (Kadın Doğum), Leopard İgerscheimer (Göz)’i sayabiliriz.

İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin Cerrahpaşa Kampüsü
Tarihi bir yerleşim alanı içinde bulunan İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesinin Cerrahpaşa kısmında bulunan ilk binası Belediye tarafından satın alınıp 80 yatakla 10 Temmuz 1911 tarihinde hizmete açılan Taküyiddin Paşa konağıdır. Ahşap olan bu bina ihtiyaca cevap vermediğinden yıktırılarak yerine şimdi Tıp Kültür Biriminin bulunduğu yerde idare binası ve 150 yataklı yeni bir klinik yaptırıldı ve 1912 yılında hizmete açıldı. Bu bina bir koridorla şu anda Sağlık Meslek Yüksek Okulunun bulunduğu binaya bağlıydı. Sağlık Meslek Yüksek Okulunun bulunduğu bu yapı önce Cerrahi sonra Şişli Çocuk Hastanesinden nakledilen Üroloji Kliniğine aitti.kullandığı. Hastaneye girişi şu anda Tıp Kültür Biriminin bulunduğu binanın bodrum katındaki kemerli kapıydı.





Belediye yaptığı istimlâklerle hastaneyi genişletmeye devam etti. Şu anda Psikiyatri Anabilim Dalının bulunduğu bina 1930 yılında İç Hastalıkları Kliniği olarak hizmete girdi. Bir koridorla İç Hastalıklarına geçiş sağlanan Neşet Ömer Amfisi 1930 yılında Üniversite tarafından inşa edildi. Amfinin altında Patolojik Anatomi Enstitüsü kuruldu.



Tıp tarihimizde özel bir yeri olan Farmakoloji ve Tedavi Kliniği (Şu anda İstanbul Üniversitesine bağlı olan Kardiyoloji Enstitüsü) 1938 yılında Prof. Dr. Akil Muhtar Özden’in çabaları ile inşa edildi. Hastane girişinin sağında günümüzün Göğüs Hastalıkları binası modern bir Göz Kliniği olarak Tıp Fakültesi tarafından 60 yataklı olarak 1940 yılında hizmete girdi. Şu anda Nöroşiruji ve Ortopedi Anabilim Dallarının bulunduğu bina I. Cerrahi Kliniği olarak 1943’te hizmete açıldı. Cerrahi pavyonuna yeni eklenen ameliyathane bloğu ile 3. Cerrahi servisi meydana getirildi. Şu anda Nöroloji ile Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dallarının bulundu bina Belediye tarafından Verem Pavyonu olarak inşa edildi ve1947 yılında kullanıma girdi. Verem Pavyonunun 100 yatağı 1953 yılında Tıp Fakültesi’nin Fitizyoloji Kliniğine verildi.



Günümüzde Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalına bağlı Jinekolojik Onkoloji Bilim Dalının kullandığı bina 1946 yılında tamamlandı ve aynı yıl Bakırköy Akıl Hastanesi içinde bulunan Nörolojiye tahsis edildi.

1953 yılında temeli atılan Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı ile Çocuk Kliniğinin bulunduğu binalar kompleksi 1967 yılında tamamlandı ve Hasekide çalışmalarını sürdüren bu kürsüler yeni binalarına taşındılar.

İstanbul Üniversitesine bağlı tek Tıp Fakültesi’nin Cerrahpaşa kampüsü grubu Belediye ile çalışmalarını sürdürürken, Çapa kampüsü grubu da Vakıf hastaneleri ile işbirliği içindeydi. Binaları satın alan İstanbul Üniversitesi 1967’de Vakıf Gureba, 1969’da Belediye ile ilgili bağlantılarını kestiler ve her iki kampüste de İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesine bağlı olarak tamamen tıp eğitimi yapılmaya başlandı.

İstanbul ve Cerrahpaşa Tıp Fakültelerinin kurulmaları
Haydarpaşa’dan ayrılan Tıp Fakültesi İstanbul yakasında çok geniş bir coğrafyada çalışıyordu. Temel Bilimler Beyazıt’da, Klinikler Bakırköy, Şişli Çocuk Hastanesi, Haseki, Çapa ve Cerrahpaşa’daydı. Gerek idari yönden gerekse öğrencilerin bu geniş alanda öğrenim görmeleri zordu. Öğrenci sayısı artmıştı. 1967 yılında Tıp fakültesinin ikiye ayrılması ve Tıp Fakültesi’nin 7 Ocak 1967 günkü toplantısında kliniklerin çoğunun Cerrahpaşa kampüsü içinde olması göz önüne alınarak “Cerrahpaşa Tıp Fakültesi” adıyla ayrılmasına karar verildi. Üniversite Senatosunun 27 Temmuz 1967 tarih ve 78 sayılı kararı ile iki tıp fakültesi kurulmuş oldu. Tıp Fakültelerinden biri İstanbul diğeri Cerrahpaşa adlarını aldılar. Her iki fakülte dünyaca ünlü öğretim üyelerine sahipti.

Cerrahpaşa, İstanbul Üniversitesinin tek tıp fakültesi döneminden itibaren ; Ord. Prof. Dr. Fahri Arel (Cerrahi), Ord. Prof. Dr. Kâzım İsmail Gürkan (Cerrahi), Ord. Prof. Dr. Burhanettin Toker (Almanya’da cerrahi ve radyoloji ihtisası yapan Dr. Burhanettin Toker Cerrahpaşa’nın bir Cerrahi hastanesi olması için büyük çaba göstermiştir), Nissen (Cerrahi), Ord. Prof. Dr. Neş’et Ömer İrdelp (İç hastalıkları, Prof. Dr. Muzaffer Esat Güçhan (İç hastalıkları), Igerscheimer (Göz), (Ord. Prof. Dr. Cevat Kerim İncedayı (Cildiye), Ord. Prof. Dr. Tevfik Remzi Kazancıgil (Kadın Doğum), Prof. Dr. Necdet Sezer (Göz), Prof. Dr. Sedat Tavat (Tedavi Kliniği), Prof. Dr. Necmettin Polvan (Nöroloji), Prof. Dr. Gıyas Korkut (Üroloji), Prof. Dr. Feyyaz Berkay (Nöroşirurji) gibi iz bırakmış hocalara sahip olmanın onurunu yaşar.



Cerrahpaşa Tıp Fakültesi

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nin ilk yönetim kadrosu şu öğretim üyelerinden oluşuyordu: Prof. Dr. Celal Öker (Dekan), Prof. Dr. Meliha Terzioğlu, Prof. Dr. Kemal Önen, Prof. Dr. Suat Vural, Doç. Dr. Erdoğan Özdamar, Doç. Dr. Mecdi Ramazanoğlu. Yönetim kadrosu akıp giden zaman içinde görevlerini başka öğretim üyelerine devrettiler. Prof. Dr. C. Öker’den sonra sırasıyla Prof. Dr. Osman Barlas, Prof. Dr. Hikmet Altuğ, Prof. Dr. Cemi Demiroğlu, Prof. Dr. Bülent Berkarda, Prof. Dr. Nurettin Sözen, Prof. Dr. Şefik Kayahan, Prof. Dr. Faruk Yenel, Prof. Dr. Hürol İnsel, Prof. Dr. Nafi Oruç, Prof. Dr. Ahmet Nejat Özbal, Prof. Dr. Fikret Sipahioğlu ve Prof. Dr. Özgün Enver dekanlık görevini yürüttüler. Şu andaki dekanımız Prof. Dr. Halil Yanardağ’dır.



İki tıp fakültesi bünyelerinde bulunmayan birimleri kurmaya başladılar. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi çevresindeki mahalleleri istimlak ederek hızlı bir büyüme sürecine girdi.



Cerrahpaşa Tıp Fakültesi kurulduğu yıllarda yerleşim şöyleydi: Şu anda Tıp Kültür Birimi olan binanın bodrum katında poliklinikler, giriş katında Dekanlık, Fakülte sekreterliği, bürolar, Başhekimlik; birinci katında Eczane, ikinci katında diğer idari birimler bulunuyordu. Bir koridorla bağlantısı ikinci binanın (Bugünkü Sağlık Meslek Yüksek Okulu) giriş katında Radyoloji üst katında Üroloji Kürsüsü yer alıyordu. Yer darlığı sebebi ile İdare binası ile Üroloji ve Radyoloji Kürsülerinin bulunduğu binalar arasına bir bina inşa edilmişti (Tıp Kültür Birimi binasının restorasyonu sırasında bu bina yıktırılmıştır) ve burayı da Radyoloji Kürsüsü kullanıyordu.



Burhanettin Toker Anfisinin yanına inşa edilen binanın üst katı (Şu anda İş Bankasının yer aldığı bina) Profesörler Kurul Salonu, alt katı okuma salonuydu. Cerrahi binası kompleksi içinde Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon, Ortopedi, Acil poliklinik ve servisi, Merkez Laboratuvarı, kütüphane, öğrenci kantini yer alıyordu.



Temel Bilimler İstanbul Tıp Fakültesinde kalmıştı. Belediyeden alınan Verem Pavyonunda gerekli düzenlemeler yapıldıktan sonra 1969 yılında kliniksiz kürsülere tahsis edildi.



Cerrahi Kliniğine (Bugün Nöroşirurji ve Ortopedi) kat ilavesi ile Anesteziyoloji ve Reanimasyon kürsüsü kuruldu.

Kadın Doğum ve Çocuk binaları kompleksi içinde Kulak Burun Boğaz, Psikiyatri, Cildiye kürsüleri bulunuyordu.

Cerrahi içinde kurulan Nöroşirurji Dr. Feyyaz Berkay döneminde kürsü oldu.



Bugünkü Cerrahpaşa Tıp Fakültesi

Nöroloji şu anda 1979’da temel bilimlerin boşalttığı ve onarımdan geçen ve yenilenen eski Verem Pavyonunda faaliyetini sürdürmektedir. Celal Öker ve Reşat Garan amfilerinin de bulunduğu İç Hastalıklarının bulunduğu A Blok 1977 yılında hizmete girdi. Ekrem Kadri Unat, Meliha Terzioğlu ve Talia Bali Aykan amfilerinin yer aldığı Temel Bilimler binası 1978-1979 yıllarında hizmete girdi. Göz, KKB, Üroloji ve Dermatoloji 1980 yılında İç Hastalıkları binasına bitişik blok olarak inşa edilen binalarına taşındılar. Genel Cerrahi, Çocuk, Kalp Damar, Plastik Cerrahisi klinik ve ameliyathaneleri ile polikliniklerin de hizmete girmesi ile İç Hastalıklarından başlayıp Genel Cerrahide biten monoblok içinde yer aldılar.







Geçen yıllar içinde bu kısa tarihçeye sığdıramayacağımız anabilim dalları içinde bilim dalları kurulduğu gibi, bazı bilim dalları anabilim dalı oldular.

1987 yılında, Fakülte içinde İngilizce eğitim veren İngilizce Tıp Programı açıldı.

1842 yılında Tıp Mektebi içinde kurslarla öğretime başlayan, daha sonra okul olarak gelişen ebe okulu, Kadın Doğum Kliniği ile birlikte Haseki’den Cerrahpaşa’ya taşındı. 1973 yılında Hemşire ve Laborant Okullarının ilave edildi ve gündüzlü olan okula yatılı öğrenci kabulüne başlardı. Üç okul 1975 yılında bugün İngilizce Tıp Programının kullandığı yeni inşa edilen binasına taşındı. Şu anda iki kat ilave edilerek hemşire lojmanı yapılan bina yatakhaneydi.

Çeşitli okuma salonları bulunan büyük kütüphane binası 1981 yılında hizmete girdi. Kütüphanemize birçok yerli ve yabancı süreli yayın alınmaktadır. Fakültenin yayını olan “Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dergisi” 1967 yılında yayın hayatına girdi. Kütüphanenin bilgisayar ortamı ile yabancı yayınlara ulaşılmaktadır.



İstanbul Üniversitesine bağlı Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Sağlık Meslek Yüksek Okulu, Tıbbi sekreterlik, Radyoloji, Laboratuvar önlisans okulları Cerrahpaşa Tıp Fakültesi bünyesinde faaliyetlerini sürdürmektedirler.

Fakülte idari sistemi 1985 yılında reorganize edilerek Hastane, Hemşirelik Hizmetleri, Eczacılık,, Teknik Hizmetler vb. birimler kurularak görev ve yetkileri belirlendi.



Merkez Laboratuvarı Cerrahi ve İç hastalıkları monobloğu içinde 1981 yılında faaliyete geçti. Hastane çalışanlarını daha verimli kılan Kreş de 1981 yılında açıldı.



1000 kişi kapasiteli Oditoryum 1990 yılında faaliyete geçti. Dekanlık ve idari birimlerin yeni binası 1995 yılında hizmete girdi.

Tıpla ilgili tarihi malzemenin bulunduğu Tıp Kültür Birimi 2004 yılında hizmete girdi.



Eski mutfak, çamaşırhane, idare binaları ve hastane garajının bulunduğu binalar yıkıldı ve ilki 2000 yılında öğrenci kabul eden 200 yatak kapasiteli iki kız öğrenci yurdu açıldı.



1995 yılında bilgi işlem merkezi faaliyete geçti.



Edirne Tıp Fakültesi 1973 yılın Cerrahpaşa Tıp Fakültesi içinde kuruldu. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğrenci sayısı bakımından 1981 yılında Türkiye’de bir rekorun sahibi idi. Öğrenci sayısı Edirne Tıp Fakültesi öğrencileri ile birlikte 3000’di. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi 1967-1968 ders yılında 903 öğrenci ile eğitime, 1000 yatak kapasitesi ile hizmete devam ederken 75 000 metrekare alan üzerindeydi. Bugün 140 000 metre kare açık alana, içinde spor salonları, derslikleri, klinik ve laboratuvarları, kan merkezi, santral iletişim merkezi, bilgi işlem otomasyon merkezi, kütüphane, yemekhane, lojman, yurt, restoran, bankalar, taksi durağı vb. bulunan 210 000 metrekare kapalı alana sahiptir. Kampüs ağacı, çiçeği ve çimi ile güzel bir yeşil alan içindedir.



14 Aralık 1930 tarihinde Cerrahpaşa Hastanesini ziyaret eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk şimdiki Sağlık hizmetleri meslek Yüksek Okulunun balkonunda oturarak görüşünü “Bu Hastane at nalı şeklinde sahile kadar uzanmalıdır” sözleriyle dile getirmiştir. Atatürk’ün dediği gerçekleşmiş ve hastane sahile kadar inmiştir. Küçük bir konakla faaliyete geçen kampüs bugün 2500 civarında öğrencisi, 1100 akademik ve 657 sayılı yasaya bağlı 2343 personeli ile faaliyet gösteren büyük ve seçkin bir Tıp Fakültesi olarak gelişimini hızla sürdürmektedir.
05-15-2010 09:01 AM
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
muhakeme Çevrimdışı
Admin
*

Mesajlar: 302
Üyelik Tarihi: Apr 2010
Rep Puanı: 0
Mesaj: #5
RE: mekteb i tıbbiye i şahane
Gülhane Askerî Tıp Akademisi
Vikipedi, özgür ansiklopedi

GATA amblemi
Başlığın diğer anlamları için, Gata sayfasına bakınız.

Gülhane Askeri Tıp Akademisi, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne sağlık bilimleri alanında askeri personel yetiştiren bir komutanlıktır. Ankara Etlik'te bulunmaktadır.

Akademi şu bölümlerden oluşmaktadır:
Gülhane Askeri Tıp Fakültesi
Sağlık Bilimleri Enstitüsü
Sağlık Astsubay Meslek Yüksek Okulu

GATA aynı zamanda tıp magazinlerinin ve kitaplarının olduğu, askeri doktor, doktor ve sağlık astsubay adaylarına hizmet veren bir kütüphaneye sahiptir.

Askeri Tıp Fakültesi öğrencileri ÖSS yi takip eden mülakat ve spor testi ile sağlık muayenesi ile kabul edilmektedir. Fakülte aynı zamanda belli kontenjanlarda Arnavutluk, Bosna-Hersek ve diğer Türkî Cumhuriyetlerden de öğrenci kabul etmektedir.

GATA tesisleri içerisinde 4 askeri destek bölüğü bulunur ki toplam 300 civarında Subay, Astsubay, Er ve Erbaş u bölüklerde görev yapmaktadır, ve askeri personel Deniz, Hava ve Kara Kuvvetleri Komutanlıklarından sağlanmaktadır. Destek bölükleri şunlardır:
1. Hizmet Bölüğü ve 2. Hizmet Bölüğü: Hizmet alanlarına ana bilim dalları, kütüphane, kantin, acil servis, morg, sera, tıp fakültesi girer.
Ulaştırma Bölüğü: Ambulans, makam arabaları, askeri taşıtlar Ulaştırma Bölüğü'nün sorumluluğu altındadır.
Muhafız Bölüğü: Sorumluluk alanı garnizonun güvenliğinden ibarettir.
Tarihçe [değiştir]

Askeri Tıbbiye'nin Tarihi Türk Ordusu’nun fen ve sosyal bilimler alanlarında yetişmiş subay ihtiyacı ile ilgili ilk ciddi girişim olarak, Sultan III. Mustafa zamanında (1773 yılında), mühendislik eğitimi verilmek üzere “Mühendishane-i Bahr-i Hümayun”un (İmparatorluk Deniz Mühendishanesi’nin) kurulduğu bilinmektedir.Donanmayı desteklemek üzere kurulan bu kurumun bir benzeri ise, Sultan III. Selim döneminde (1795 yılında), “Mühendishane-i Berr-i Hümayun” (İmparatorluk Kara Mühendishanesi) adıyla topçu subayı yetiştirmek üzere kurulmuştur.Bu iki kurum önce (1883 yılında) Hendese-i Mülkiye’ye dönüştürülmüş, daha sonra ise 1909 yılında Mühendis Mekteb-i Alisi adını alarak, sivil mimar ve mühendislerin yetiştiği bir kurum haline gelmiş ve ordu ile bir ilgisi kalmamıştır.

Diğer bir önemli fen dalı olan tıp alanında ise ilk olarak Sultan II. Mahmut zamanında (14 Mart 1827 tarihinde) açılan “Tıphane ve Cerrahhane-i Amire” isimli okul ile ordunun tabib subay ihtiyacının karşılanması yolunda ciddi bir adım atılmıştır. 1839 yılında Galatasaray’daki eski Enderun Ağaları Mektebi’nin yerine (bugünkü Galatasaray Lisesi’nin olduğu yere) taşınan bu okulun ismi “Mekteb-i Tıbbiye-i Askeriye-i Şahane” olarak değiştirilmiştir.

Sultan II Abdülhamit döneminde (1894) “Mekteb-i Tıbbiye-i Askeriye-i Şahane” için Haydarpaşa’da yeni bir bina inşaasına başlanmış ve 1903 yılında buraya taşınılmıştır. Mekteb-i Tıbbiye-i Askeriye-i Şahane’nin Haydarpaşa’daki binası (şu anda Marmara Üniversitesi tarafından kullanılmaktadır) 1933’de, sivil Tıp Fakültelerinin kurulduğu yıllara gelindiğinde, “Mekteb-i Tıbbiye-i Askeriye-i Şahane” lisans seviyesindeki tıp eğitimini bu kurumlara bırakarak tarihi görevini tamamlamıştır.

Ancak ordunun tabib subay ihtiyacının her zaman devam edeceğinden hareketle, İstanbul Beyazıt’ta, İstanbul Üniversitesi Merkez Bina girişinin yanında bulunan Eski Maliye Nezareti binası, sivil tıp fakültesinde eğitimlerine devam edecek olan askeri öğrencilerin ikametine ayrılmış ve böylece bu uygulama, daha sonraki yıllarda, diğer fakültelerden de askeri öğrencileri bünyesine alacak olan “Fakülte ve Yüksek Okullar Askeri Öğrenci Komutanlıkları”nın kuruluşuna zemin oluşturmuştur. 1933’de, eğitimlerini sivil tıp fakültelerinde almaya başlayan askeri öğrencilerin ikameti Beyazıt’taki Eski Maliye Nezareti binasında dır. Daha sonra “İstanbul Yüksek Okullar Askeri Öğrenci Pansiyonu Kumandanlığı” adı altında Kumkapı’da ki Jean D’arc Fransız Lisesi’nin binasına taşınan ve tıp alanı dışındaki fakültelerden de öğrenci almaya başlayan kurumun bir benzeri de Ankara Cebeci’de oluşturulmuştur. İstanbul Yüksek Okullar Askeri Öğrenci Pansiyonu Kumandanlığı'nın Kumkapı’da binasının son durumu


1970’li yıllarda Kumkapı'daki bina sadece Kara Kuvvetleri ve Jandarma Genel Komutanlığı'na bağlı öğrencilere tahsis edilmiş, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlıkları'na bağlı öğrenciler ise Kasımpaşa'daki Kuzey Deniz Saha Komutanlığı bünyesinde, Cezayirli Gazi Hasan Paşa Kışlası'nın orta katında tesis edilen Deniz Fakülte ve Yüksek Okullar Askeri Öğrenci Komutanlığı'na aktarılmışlardır. Bu dönemde ayrıca diğer bazı illerde de (Erzurum, Bursa, İzmir gibi) “Fakülte ve Yüksek Okullar Askeri Öğrenci Komutanlıkları“ oluşturulmuştur. 70’li yıllarda Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlıkları’na bağlı öğrencilerin kaldığı Kasımpaşa’daki Cezayirli Gazi Hasan Paşa Kışlası

1979 yılında İstanbul Sarayburnu’nda yeni tesislerin hizmete girmesi ile İstanbul’daki iki komutanlık tekrar bu tesiste birleştirilmiş ancak 1980’li yıllarda Ankara’da Gülhane Askeri Tıp Fakültesi’nin açılması ile tıp öğrencileri bu fakülteye kaydırılmıştır. Fakülte ve Yüksek Okullar Askeri Öğrenci Komutanlığı’nın binaları, ilerdeki binalar ise Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nin ilk kuruluş yıllarında kullandığı binaları.Fakülte ve Yüksek Okullar Askeri Öğrenci Komutanlığı'na sahil tarafında gelindiğinde, Erol Taş’ın Kahvehanesi’nin karşısında yer alan giriş kapısı

Gülhane Askeri Tıp Fakültesi

Daha sonraki dönemde ise, mühendis, öğretmen vb. branşlardaki ihtiyaçların da, fakültelerin sivil mezunlarından karşılanmaya başlanması ile “Fakülte ve Yüksek Okullar Askeri Öğrenci Komutanlıkları“nın da tarihi görevi son bulmuştur.Kumkapıdaki bu bina üniversitelerde okuyan Silahlı Kuvvetler mensubu personel çocuklarına MSB öğrenci yurdu olarak hizmet vermeye başlamıştır.

30 Aralık 1898 tarihinde İstanbul Topkapı Sarayı içinde Gülhane Askeri Tatbikat Okulu ve Hastanesi olarak kurulmuştur. Öğretim üyesi ve hekim desteği ile İstanbul Tıp Fakültesi'nin (1909), Ankara Tıp Fakültesi'nin (1945) kuruluşlarına katkıda bulunmuştur.

Ali Rıza Pasin'in Başhekimliği döneminde 1941'de Ankara Cebeci Hastanesi'ne nakledilen kurum, 1947'de bugünkü ismi Gülhane Askeri Tıp Akademisi ismini almıştır.

1953 - 1971 arası Ankara Bahçelievler Kara Kuvvetleri Komutanlığı eski binasında hizmet veren akademi, 1971 yılından itibaren ANKARA - Etlik'te hizmet vermektedir.

Ardından sıra ile aşağıdaki dallar hizmete girmiştir:
1977'da Sağlık Astsubay Hazırlama ve Sınıf Okul Komutanlığı
7 Kasım 1980'da Askeri Tıp Fakültesi
25 Kasım 1985 tarihinde Hemşirelik Yüksek Okulu
1 Ekim 1992 tarihinde, 2 yıl süreli ön lisans seviyesinde eğitim veren Sağlık Meslek Yüksek Okulu
21 Nisan 2000'de T.S.K. Rehabilitasyon ve Bakım Merkezi.
2005'de Sağlık Astsubay Meslek Yüksek Okul Komutanlığı
05-15-2010 09:03 AM
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
muhakeme Çevrimdışı
Admin
*

Mesajlar: 302
Üyelik Tarihi: Apr 2010
Rep Puanı: 0
Mesaj: #6
RE: mekteb i tıbbiye i şahane
14 MART TIP BAYRAMI ve TIP TARİHİ

“Tıbhane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire” adlı tıp okulunun açılış tarihi olan 14 Mart 1827, ülkemizde modern tıp eğitiminin başlangıcı olarak kabul edilmektedir.”


Tıbbın ilk insanla birlikte başladığı söylense de, genelde kabul görmüş olan ilk tıp büyüğü Aesculapius’dur. Kendisinden ilk kez İlyada’da Homeros bahsetmiştir: “Çağır Asklepios oğlunu, kusursuz hekimi” demektedir. Önce Zeus’un gazabıyla yıldırım çarpmasıyla öldürülen Asklepios daha sonra yine Zeus tarafından tıp tanrısı olarak ilan edilir.

Tıp amblemlerinde yer eden, temeli doğu kültürüne dayanan ve tarihi M.Ö. 3000’ lere uzanan yılan figürü de, Asklepios ve O’nun asası ile bütünleşmiştir. Hatta Asklepios sözcüğünün grekçe “Askalabos” sözcüğünden geldiği söylenir ki, bu da yılan anlamına gelir. Ve Asklepios’un şifa veren gücünü yılandan aldığı, halkın da adaklarını Asklepios’a değil de bu yılana sunduğu söylenir. Öyle ya da böyle, yılanlı asası ile Asklepios tıp tarihinin önemli dönemeçlerinden birini tutan bir sembol olarak yerini almıştır.

Mitolojiden öte, yaşadığı kesin olarak bilinen ve hizmetleri sonucu tıbbın babası olarak kabul gören ise Hippocrates olmuştur. M.Ö. 460-450 yılları arasında Kos adasında doğan ve babası da doktor olan Hipokrat’ın tıbba katkıları ve getirdiği felsefe dünya tıp çevrelerince hâlâ kabul görür ve bu sebeple bir çok ülkede hekimler mezun olurken “Hipokrat Andı” adı altında meslek yemini ederler.

Osmanlı tıbbı 15. ve 16. yüzyıllara kadar İslam tıbbının etkisi altında kalmıştır. 14. yüzyılda İtalya’da başlayan Rönesans 15. ve 16. yüzyıllarda bütün Avrupa’ya yayılmış, tıp alanında da birçok buluş ve ilerlemeler kaydedilmiştir. Osmanlı’da ise 17. yüzyıldan itibaren her sahada ortaya çıkan bozulmalar tıp eğitiminde de kendini göstermiş ve tıp medreseleri eskisi kadar yeni bilgilerle donatılmış hekim yetiştiremez olmuştur.

Batıda yazılan Latince, İtalyanca, Almanca tıp kitaplarını hekimler takip edememiş, dil bilen hekim sayısının az olması, matbaanın Osmanlı’ya geç girişi ve kitap basmanın 1729’da başlaması gibi etkenler burada önemli rol oynamıştır.

Az sayıda bazı Osmanlı hekimleri ve bilim adamları kendi çabaları ile dil öğrenerek bu yenilikleri takip etmişler ve bu yeni bilgileri de katarak kendi kitaplarını yazmışlardır.

Tıp medreseleri eski parlak dönemlerini kaybedip, hatta bazılarının kapanması ile ortalığı azınlıklardan ve Avrupa’dan gelen yabancı hekimler sarmıştır. Mütabbib (tabip olmayan sahte hekim) hekimler serbest hekimlik yaparak, orduda da görev alarak birçok insanın ölümüne sebep olmuşlardır. Bunların önlenmesi için birçok ferman çıkarılmışsa da engel olunamamıştır.

İtalyanca ve Fransızca bilen az sayıda hekim gelişmeleri takip etmiş ve bunlardan Şanizade Mehmet Ataullah (1771-1826), Mustafa Behçet Efendi (1774-1834) gibi hekimler yeni tıbbın tıp eğitimine girmesini savunmuşlardır.

III. Selim zamanında yeni tıp eğitimi veren, bir Tıphane açılması düşünülmüş ise de Teşrih (anatomi) yasağından dolayı ulemadan çekinen III. Selim buna cesaret edememiş ve Rumlara tıp fakültesi kurmaları için izin vermiştir (1805).

O dönemin hekimbaşısı 21 yaşında ilk hekimbaşlığını yapan Mustafa Behçet Efendi bu dönemde de yeni tıp eğitimi veren bir Tıphane kurulması için çaba sarfetmiş, ama amacına ulaşamamıştır. Nitekim Mustafa Behçet Efendi, II. Mahmut zamanındaki hekimbaşlığı sırasında (53 yaşında) tıp eğitiminin düzeltilmesi için yeniden büyük bir çaba içine girmiş ve 1827 yılında bu amacına ulaşmıştır.

Sultan II. Mahmut 1826 yılında uzun zamandır uğraştığı bir meseleyi halletmiş, düzeni tamamen bozulmuş olan yeniçeri Ordusu’nu ortadan kaldırıp (17 Haziran 1826) yeni bir ordu kurmuştur (Askair-i Mansure-i Muhammediye). Orduya hekim ve cerrah yetiştirilmesi gereksinimi fırsat bilen hekimbaşı Mustafa Behçet Efendi 26 Aralık 1826’da II. Mahmut’a yeni tıp okulunun kurulmasının amacını, bu okulun nasıl ve nerede kurulacağı konusunda öneride bulunmuş ve Padişaha bunu onaylatmayı başarmıştır.

Sultan II. Mahmut’un yenilikçi hareketleri sonucu, hekimbaşı Mustafa Behçet Efendi’nin de katkılarıyla batılı anlamda ilk tıp mektebi olan, Tıphane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire 14 Mart 1827 Çarşamba günü Şehzadebaşı’ndaki Tulumbacıbaşı Konağı’nda kurulmuş olup böylece 14 Mart tıp tarihimizde yerini almıştır.

Aynı bina içinde Tıphane ve Cerrahhane eğitimlerini ayrı ayrı yapılıyordu. Tıp eğitimi batıda olduğu gibi dört yıldı. Son sınıfta hocalar tarafından usta ve yetenekli olanlar tespit edilerek sınava alınır ve başarılı olanlar askeri hastanelere veya ordunun tabur alaylarına muavin tabip unvanı ile tayin edilirdi. Orada bir hekimin gözetiminde birkaç sene çalışıp deneyim kazandıktan sonra da serbest hekim oluyorlardı.

Tıphane-i Amire 1827’den 1836’ya kadar Şehzadebaşı’ndaki Tulumbacıbaşı Konağında gündüz eğitimi yaptı. 1836 yılında Sarayburnu’ndaki Askeri Kışla’ya (Otlukçu Kışlası’na) taşındı. Ayrı binada eğitim gören Cerrahhane de burada tıp eğitimi ile birleşip, eğitim yatılı hale getirildi. Bu binanın yetersiz hale gelmesi ile Galatasaray’daki Enderun ağaları okulu tekrar elden geçirilip düzenlenmiş ve Tıbbiye 1839’da Galatasaray’a taşınmıştır. Bu okula Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şahane adı verilmiştir.

Bu okulun 17 Şubat 1839’da açılışı Sultan II. Mahmut tarafından yapılmış ve eğitiminde yeni düzenlemeler getirilmiştir. Eğitim dili Fransızca’dır. Eğitim dilinin Fransızca olması zamanla hekim sayısında azalmaya yol açmıştır.

Nitekim 1867 yılında Türkçe tıp eğitimi yapan Mekteb-i Tıbbiye-i Mülkiye (Sivil Tıp Mektebi) açılmış, 1870 yılında da askeri tıp okulunda dersler Türkçeleşmiştir. Mektep 1878 yılında şimdiki Sirkeci Tren İstasyonu yanındaki Demirkapı Askeri Kışlası’na taşındı ve 1894 yılında Sultan II. Abdülhamit’in emriyle Haydarpaşa’daki Tıbbiye Binası inşa edilmeye başlandı. Bu görkemli binaya 6 Kasım 1903’te taşınıldı. Önce Askeri Tıbbiye sonra, Sivil Tıbbiye taşındı ve 1909 yılında iki mektep birleştirerek Darülfünun Tıp Fakültesi oldu.

İlk tıp bayramı 1. Dünya savaşı sonunda, 14 Mart 1919’da, işgal altındaki İstanbul’da yabancı işgal kuvvetlerine karşı tıp öğrencilerinin bir tepkisi olarak 1919 yılında kutlandı. Tepkilerini bu şekilde dile getirmeye çalışan öğrencilerin bu törenine Dr.Fevzi Paşa, Dr.Besim Ömer Paşa, Dr.Akil Muhtar (Özden) gibi dönemin ünlü hocaları da katılmıştır.

1933’de “Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şahane” İstanbul Üniversitesi’ne dahil olmuş. Peşinden de 1945’te Ankara Tıp Fakültesi, 1954’te Ege Tıp Fakültesi kurulmuştur.

Günümüze kadar gelen bu “14 Mart Tıp Bayramı” kutlamaları, artık içinde bulunduğu haftayı da kapsayacak şekilde önceleri “Sağlık Haftası” ve daha sonra “14 Mart Tıp Haftası” olarak kutlanmaktadır.
05-15-2010 09:14 AM
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
muhakeme Çevrimdışı
Admin
*

Mesajlar: 302
Üyelik Tarihi: Apr 2010
Rep Puanı: 0
Mesaj: #7
RE: mekteb i tıbbiye i şahane
Osmanlı açısından "İHANET OCAĞI" haline gelmiş olan Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane'nin tarihçeleri... Istırap ve çaresizlik.. Ve ümit ve hüsran ve acı, yalnızca acı... Ve bu gün "BİZ" Tıbb-ı Hakîm anlayışı çerçevesinde bir toparlanma yeni bir inşa ile ihya gerçekleştiremezsek...

Aslında işin gerçeği biz, modern tıp hekimleri o çizginin devamından başka bir şey değiliz... O devamlılığı kırmak mesele... Nasıl anlasak, nasıl anlatsak?

İyi günleride oldu elbette ecdadın tıp bahsi etrafında döküldüğü zamanlara denk geldi ihanet günleri... Hepsi o kadar... Doktor Nazımların ve daha nicelerinin "çocukları" olmadığımızı göstermek dünyaya... Tarihe olan büyük borç bizler için...
(Bu Mesaj 04-28-2011 12:11 AM değiştirilmiştir. Değiştiren : muhakeme.)
04-28-2011 12:09 AM
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
« Önceki | Sonraki »
Cevapla 


[-]
Paylaş/Bookmark (Hepsini Göster)
Facebook Twitter Technorati Linkedin Digg MySpace Delicious

Forum'a Git:


Konuyu görüntüleyenler: 1 Misafir

İletişim | Tıp Kültürü Sağlık mı? Tedavi mi? | Yukarıya dön | İçeriğe Dön | Hafif Sürüm | RSS